UÇAKLI BÜYÜK İSPANYA ENDÜLÜS PORTEKİZ TURU (2026)
İzmir'den DİREKT UÇUŞ
TÜM ŞEHİR VE KÜLTÜR TURLARI FİYATA DAHİL !
EKSTRA TUR YOK!
EN KONFORLU PROGRAM; BARCELONA BAŞLANGIÇ - PORTO BİTİŞ !
İzmir-Barcelona ( 07:20 ) Porto-İzmir ( 14:55 )
TÜM ŞEHİR GİRİŞ ve TURİST KONAKLAMA VERGİLERİ FİYATA DAHİL!
BARCELONA - VALENCIA - MADRİD - TOLEDO
GRANADA - CORDOBA - SEVİLLA - LİZBON - OBİDOS - AVEİRO KASABASI
PORTO - BRAGA
Superior Otellerde 8 Gece Konaklama
Güne, Ege’nin taze sabah havasında, Adnan Menderes Havalimanı’nda başlıyoruz. Saat 04:30; henüz şehir uykudayken biz, Akdeniz’in diğer ucundaki Katalan rüyasına doğru ilk adımımızı atıyoruz. Sun Express’in konforlu kanatlarında, yaklaşık 3 saat sürecek bir bulut üstü yolculuğun ardından, Barselona’nın enerjik havası bizi karşılıyor.
Havalimanındaki işlemlerimizi hızla tamamlayıp rotamızı kuzeye, İspanya’nın en sıra dışı duraklarından biri olan Figueres kasabasına çeviriyoruz. Burası sadece bir kasaba değil; Salvador Dali’nin hayal gücünün taşa, toprağa ve tuvale bürünmüş hali.
Figueres’e vardığımızda, bizi dünyanın en büyük sürrealist objesi olan Dali Tiyatro Müzesi karşılıyor. Burası klasik bir müzeden çok daha fazlası; sanatçının kendi mezarının da bulunduğu, her detayıyla bizzat ilgilendiği dev bir sanat eseri.
Gözlerimiz ve zihnimiz sanatla dolmuş bir şekilde, akşamüstü saatlerinde Katalonya’nın başkenti Barselona’daki otelimize doğru hareket ediyoruz. Şehrin ışıkları yanmaya başlarken, günün yorgunluğunu atmak ve bu masalsı günün anılarını sindirmek için serbest zamanımız başlıyor.
Küçük Bir Not: Müze gezisi sırasında kameranızı yanınızdan ayırmayın; Dali’nin yarattığı optik illüzyonlar fotoğraflarda bile sizi şaşırtmaya devam edecek.
Sabah otelimizde yapacağımız keyifli kahvaltının ardından, Barselona’nın silüetini değiştiren dahi mimar Antoni Gaudi’nin dünyasına adım atıyoruz. Şehir bizi sadece yollarıyla değil, her biri birer sanat eseri olan binalarıyla selamlıyor.
İlk durağımız, yapımı nesillerdir süren ve "bitmeyen katedral" olarak anılan Sagrada Familia. Doğadan ilham alan sütunları, gökyüzüne uzanan kuleleri ve her cephesinde ayrı bir hikaye anlatan taş işçiliğiyle bu yapı, insan zihninin sınırlarını zorluyor. Rehberimizin anlatımıyla, bu devasa mabedin gizli sembollerini keşfederken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.
Şehrin ana arterlerinde ilerlerken, Gaudi’nin hayal gücünün zirveleri olan Casa Milà (La Pedrera) ve masalsı çatısıyla büyüleyen Casa Batlló’yu görüyoruz. Hemen yanlarındaki Amatller ve Lleo evleri ile birlikte bu bölge, mimari bir rekabetin ne kadar estetik olabileceğini kanıtlıyor.
Şehri kuş bakışı izlemek için Montjuic Tepesi’ne çıkıyoruz; Akdeniz’in maviliği ile Barselona’nın düzenli sokakları ayaklarımızın altına seriliyor. Futbol tutkunlarını heyecanlandıracak Camp Nou stadını panoramik olarak selamladıktan sonra, kaşiflerin izinde Kristof Kolomb Anıtı’na (Mirador de Colom) doğru süzülüyoruz.
Öğleden sonra kendimizi Barselona’nın damarlarında, yani La Rambla’da buluyoruz. Çiçekçileri, sokak sanatçıları ve bitmek bilmeyen enerjisiyle bu cadde, şehrin nabzının attığı yer.
Ardından modern dünyadan kopup orta çağa ışınlanıyoruz. Barri Gòtic (Gotik Mahalle) ve El Born’un dar, labirentimsi sokaklarında yürürken Roma döneminden kalma taşların fısıltısını duyacaksınız. Görkemli Barselona Katedrali’nin gölgesinde yürürken, her köşebaşında karşınıza çıkan antik meydanlar sizi büyüleyecek.
Günün yorgunluğunu atmak için en güzel durak, Avrupa’nın en büyük limanlarından biri olan Barselona Limanı ve modern marina bölgesi. Yatların gölgesinde, denize karşı içeceğinizi yudumlarken batan güneşin turuncu tonlarını izleyebilir, marinadaki butik mağazalarda keyifli bir alışveriş turuna çıkabilirsiniz.
Gotik Mahalle'nin ara sokaklarında kaybolmaktan korkmayın; en güzel butik kafeler ve el yapımı hediyelik eşyalar genellikle o en dar sokakların sonunda sizi bekler.
Bu büyüleyici günün ardından, zihnimizde binbir çeşit renk ve hikaye ile otelimize çekiliyoruz.
Sabah kahvaltımızın ardından rotamızı güneye, İspanya’nın en özgün karakterli şehirlerinden biri olan Valencia’ya kırıyoruz. Roma, Vizigot ve Arap medeniyetlerinin izlerini bir nakış gibi işlediği bu şehir, modernizmle kadim geleneklerin kusursuz bir dansı gibi sizi karşılayacak.
Şehir turumuza, Valencia’nın silüetini belirleyen devasa El Micalet Katedrali ile başlıyoruz. Gotik mimarinin en seçkin örneklerinden biri olan bu yapı, sadece bir ibadethane değil; şehrin asırlık hafızasıdır. Hemen ardından, kentin eski surlarından günümüze ulaşan ve ihtişamıyla göz kamaştıran Torres de Serranos kapılarını selamlıyoruz. Bu devasa kulelerin arasından geçerken kendinizi bir Orta Çağ şövalyesi gibi hissetmemek elde değil.
Şehrin kalbinde, Roma’daki Kolezyum’u andıran mimarisiyle ünlü boğa güreşi arenası Plaza de Toros bizi bekliyor. Hemen yanı başındaki Dela Virgen Meydanı ve göğe yükselen Çan Kulesi, Valencia’nın sosyal yaşamının ne kadar canlı ve estetik olduğunu kanıtlıyor.
Avrupa’nın en büyük ve en güzel kapalı pazarlarından biri olan Mercado Central’e giriyoruz. Burası sadece bir alışveriş yeri değil; taze meyvelerin, deniz mahsullerinin ve baharatların kokusuyla harmanlanmış bir duygu şöleni. Modernist mimarisi ve vitraylarıyla bu pazar, fotoğraf kareleriniz için en canlı fonu oluşturacak.
Günün en çarpıcı anlarından biri, dünyaca ünlü mimar Santiago Calatrava’nın imzasını taşıyan Bilim Şehri Kompleksi’ni gördüğümüzde yaşanıyor. Beyazın en saf haliyle tasarlanmış, suyun üzerine inşa edilmiş bu devasa yapılar, kendinizi bir bilim kurgu filminin setinde hissettirecek kadar büyüleyici. Bu fütüristik kompleksi dışarıdan fotoğraflarken, Valencia’nın nasıl "geleceğin şehri" ünvanını aldığını anlayacaksınız.
Turumuzun ardından, Valencia’nın geniş bulvarlarında veya dar ara sokaklarında kaybolmanız için serbest zaman veriyoruz. İsterseniz meşhur Valencia Paella’sının tadına bakabilir, isterseniz butik mağazaları keşfedebilirsiniz. Günün sonunda, Akdeniz melteminin huzuruyla Valencia bölgesindeki otelimize yerleşiyoruz. Valencia’ya gelmişken, yerel halkın favorisi olan ve yer bademinden yapılan buz gibi bir Horchata içmeyi sakın unutmayın!
Valencia’nın Akdeniz esintili sokaklarına veda edip, İspanya’nın mağrur kalbi, yüksek rakımlı krallar şehri Madrid’e doğru direksiyon kırıyoruz. Yaklaşık 4 saatlik bir yolculuğun ardından, bozkırın ortasında yükselen bu devasa metropolün enerjisi bizi sarmaya başlayacak.
İşte Avrupa’nın en yüksek başkentlerinden biri olan Madrid’de geçecek asalet ve sanat dolu gününüz:
Sabah kahvaltımızın ardından yola çıkıyor ve öğle saatlerinde Londra ve Berlin ile yarışan o devasa silüete, Madrid’e varıyoruz. Burası sadece bir başkent değil; her köşesi tarihle nefes alan, geniş bulvarları ve devasa meydanlarıyla sizi bir anda içine çeken bir "açık hava müzesi".
Şehir turumuza, tüm ihtişamıyla gökyüzüne meydan okuyan Kraliyet Sarayı ile başlıyoruz. Ardından Madrid’in en canlı noktalarına, şehrin ruhunun attığı meydanlara akıyoruz:
Şehrin ortasındaki devasa bir vaha olan Retiro Parkı’na ve onun hemen yanındaki, bir zamanlar şehrin ana giriş kapısı olan görkemli Alcala Kapısı’na uğruyoruz. Bir mimari şaheser olan Atocha Tren Garı’nı ve Madrid’in Broadway’i olarak bilinen hareketli Gran Via caddesini boydan boya keşfediyoruz.
Turumuzun devamında edebiyat dünyasına selam duruyoruz. Don Kişot Parkı’nda (Plaza de España) Cervantes ve onun unutulmaz kahramanlarının heykellerini görüyor, ardından İspanyol kültürünün en tartışmalı ama en köklü parçası olan Las Ventas Boğa Güreşi Arenası’nın mimari detaylarını inceliyoruz.
Günün finaline yaklaşırken, futbol dünyasının kalbinin attığı yere uğruyoruz. Efsanevi Real Madrid’in 82.000 kişilik dev kalesi Santiago Bernabéu Stadyumu’nu panoramik olarak görüyoruz. Bu devasa yapı, sadece bir stat değil, şehrin modern yüzünün en güçlü simgelerinden biri.
Rehberimizin anlatımlarıyla dolu bu yoğun turdan sonra, Madrid’in tapas barlarında veya şık restoranlarında vakit geçirmeniz için serbest zaman veriyoruz. Günün sonunda, bu aristokrat şehrin ışıkları altında Madrid çevresindeki otelimize yerleşiyoruz.
Serbest zamanınızda San Miguel Pazarı’na (Mercado de San Miguel) uğrayıp, Madrid’in o meşhur atıştırmalıklarından tatmayı sakın ihmal etmeyin!
Bugün, İspanya’nın sadece yollarında değil, aynı zamanda zamanın derinliklerinde bir yolculuğa çıkıyoruz. Orta Çağ’ın şövalye ruhlu Toledo’sundan, Endülüs’ün zarif ve hüzünlü incisi Granada’ya uzanan, tarihle yıkanmış bir serüven bizi bekliyor.
İşte "Üç Kültürün Şehri" ve "Kızıl Saray"ın büyüleyici hikayesi:
Sabah kahvaltımızın ardından rotamızı, bir açık hava müzesini andıran ve UNESCO tarafından koruma altına alınan Toledo’ya çeviriyoruz. Tajo Nehri’nin kucağında yükselen bu kadim şehir; Romalıların gücünü, Vizigotların mirasını ve Endülüs’ün zarafetini tek bir potada eritiyor.
Toledo’nun dar sokaklarına veda edip güneye, zeytin ağaçlarının arasından süzülerek Granada’ya varıyoruz. Burası, İslam sanatının Avrupa’daki en zarif mührü.
Dünyanın sekizinci harikası olarak kabul edilen Elhamra Sarayı’na giriyoruz. Suyun sesinin kuş seslerine karıştığı, dantel gibi işlenmiş taş duvarların fısıldadığı bu sarayda; Generalife bahçelerinin huzuruna tanıklık edeceğiz. Not: Bu masalsı yapının bahçelerini ve dış silüetini keşfederken, tarihin en estetik dönemine dokunacaksınız.
Şehir turumuzda Granada’nın ruhunu keşfetmeye devam ediyoruz:
Güneş battığında ve ay Granada’nın üzerine doğduğunda, dileyen misafirlerimizle bambaşka bir dünyaya kapı aralıyoruz. Sacromonte mahallesinin kayalara oyulmuş gizemli mağara evlerinde, çingenelerin ruhundan kopup gelen Zambra danslarını izleyeceğiz. Topuk seslerinin kayalarda yankılandığı, tutku ve hüznün notalara döküldüğü bu gece, İspanya seyahatinizin en unutulmaz anısı olacak.
Küçük Bir Not: Toledo’dan ayrılmadan önce, meşhur "Damaskin" işçiliğiyle yapılan takılara veya bölgenin efsanevi badem ezmesi "Mazapan"a göz atmayı unutmayın!
Bu masalsı günün sonunda, Endülüs’ün büyüleyici kokuları eşliğinde otelimize çekiliyoruz.
Endülüs’ün ruhuna dokunmaya hazır mısınız? Bugün, zaman makinesine binmişçesine bir yanda İslam sanatının zirvesini, diğer yanda ise İspanyol asaletinin en görkemli halini yaşayacağız. Córdoba’nın çiçek kokulu dar sokaklarından, Sevilla’nın tutku dolu meydanlarına uzanan unutulmaz bir gün başlıyor.
İşte tarihin ve müziğin kalbine yapacağımız o büyülü yolculuk:
Sabah kahvaltımızın ardından, Orta Çağ’da Avrupa’nın bilim ve sanat ışığı olan Córdoba’ya doğru yola çıkıyoruz. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bu şehir, her adımda size farklı bir yüzyılı fısıldayacak.
Öğleden sonra, Endülüs’ün başkenti, her köşesi bir opera sahnesini andıran Sevilla’ya varıyoruz. Sevilla, sadece bir şehir değil; bir yaşam biçimi!
Akşam olduğunda, Endülüs’ün gerçek ruhunu hissetmek için otelimizden ayrılıyoruz. UNESCO’nun "Somut Olmayan Kültürel Miras" olarak kabul ettiği, tutku ve acının danstaki yansıması olan Flamenco Gecesi’ne davetlisiniz.
Sert topuk vuruşları, hüzünlü gitarlar ve duygu yüklü vokallerle bezeli bu gösteri, sadece bir dans değil; İspanyol ruhunun dışa vurumudur. Bu etkileyici ambiyansta, büyüleyici kareler yakalarken müziğin ritmine kendinizi kaptıracaksınız.
Günün İpucu: Sevilla Katedrali'nin çevresindeki tapas barlarda "Gazpacho" veya yerel peynirlerin tadına bakarak akşamki geceye enerji depolayabilirsiniz!
Rüya gibi geçen bu günün sonunda, kulaklarımızda hala flamenko tınılarıyla Sevilla’daki otelimizde derin bir uykuya dalıyoruz.
İspanya’nın sıcak topraklarına veda edip, rotamızı okyanusun bittiği, karanın başladığı o melankolik ve büyüleyici diyara, Portekiz’e çeviriyoruz. Sevilla’nın flamenko ritimlerinden sıyrılıp, yedi tepeli şehir Lizbon’un nostaljik sokaklarına doğru bir yolculuğa çıkıyoruz.
İşte Avrupa’nın batı ucunda, Atlantik’in kıyısında geçecek o rüya gibi günün hikayesi:
Sabah kahvaltımızın ardından Sevilla’dan ayrılıyor ve Portekiz’in başkenti Lizbon’a varıyoruz. Şehir bizi, sarı tramvayları, cepheleri çinilerle (azulejos) süslü evleri ve okyanustan gelen taze meltemiyle karşılıyor.
Turumuza, Portekizli gemicilerin dünyayı keşfetmek için demir aldığı Belem bölgesinden başlıyoruz:
Lizbon’un merkezine doğru ilerledikçe şehrin karakteri daha da belirginleşiyor. Daracık arnavut kaldırımlı sokaklar ve geniş, görkemli meydanlar bir arada!
Serbest zamanınızda kendinizi Lizbon’un labirent gibi sokaklarına bırakın. Alfama’nın dik yokuşlarında Fado müziğinin hüzünlü sesini duyabilir, yerel halkın samimiyetine ortak olabilirsiniz.
Günün Tavsiyesi: Belem’deyken, meşhur çıtır hamuru ve kremsi dolgusuyla damaklarda iz bırakan Pastéis de Belém tatlısını denemeyi, üzerine bolca tarçın serpmeyi sakın unutmayın!
Günün sonunda, bu melankolik ama bir o kadar da enerjik Latin şehrinin etkisinde kalarak otelimize yerleşiyoruz.
Lizbon’un yedi tepesine veda edip, Portekiz’in kuzeyine doğru, adeta bir masal kitabının sayfaları arasında yolculuğa çıkıyoruz. Bugün rotamızda kralların aşk hediyesi olan bir Orta Çağ kasabası, kanallarıyla ünlü bir sahil kenti ve dünyaca ünlü şarapların başkenti Porto var.
İşte Portekiz’in en romantik ve karakteristik duraklarını keşfedeceğimiz o büyüleyici gün:
Sabah kahvaltımızın ardından rotamızı, zamanın 13. yüzyılda durduğu Obidos’a çeviriyoruz. Portekiz krallarının eşlerine düğün hediyesi olarak sunduğu bu şehir, "Kraliçelerin Kenti" ünvanını sonuna kadar hak ediyor.
Bir sonraki durağımız, nehrin okyanusla kucaklaştığı, renklerin ve kanalların şehri Aveiro. Burası, zarif köprüleri ve kanallarıyla "Portekiz’in Venedik’i" olarak anılıyor.
Günün finalini, Portekiz’in ruhunu ve gururunu temsil eden Porto’da yapıyoruz. Akşam yemeği ve alışveriş için Douro Nehri’nin kıyısına, Porto’nun o meşhur liman bölgesine iniyoruz.
Günün Tavsiyesi: Obidos’ta gezerken, küçük çikolata kadehlerin içinde ikram edilen meşhur vişne likörü Ginjinha’yı denemeyi unutmayın; hem içip hem kadehini yemek paha biçilemez bir deneyim!
Bu keyif dolu akşamın ardından, nehir kokusu ve Porto’nun asil ruhuyla harmanlanmış otelimize yerleşiyoruz.
İspanya ve Portekiz’in büyülü topraklarında geçen 9 günlük rüya gibi serüvenimizin final perdesindeyiz. Bugün, tarihin maneviyatla, mimarinin ise yeşille kucaklaştığı "Portekiz’in Roma’sı" Braga’da unutulmaz bir veda turu yapıp, evimize, Ege’nin incisi İzmir’e dönüyoruz.
İşte bu görkemli finalin hikayesi:
Sabah kahvaltımızın ardından rotamızı Portekiz’in en köklü şehirlerinden biri olan, zarafetiyle büyüleyen Braga’ya çeviriyoruz. Burası, her köşesinde yükselen kuleleri ve huzur veren bahçeleriyle Minho Bölgesi’nin kalbi.
Günün ve turumuzun en çarpıcı anı, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Bom Jesus do Monte’de bizi bekliyor. Burası, inancın mimariyle birleştiği bir şaheser.
9 gün boyunca biriktirdiğimiz binlerce fotoğraf karesi, damağımızda kalan eşsiz lezzetler ve kalbimizde yer eden anılarla birlikte Porto Havalimanı’na doğru hareket ediyoruz.
Ulaşım Ayrıcalığı: İzmir – Barselona ve Porto – İzmir arası gidiş-dönüş uçak biletleri.
Seçkin Konaklama: 8 gece boyunca konforun adresi olan Superior otellerde oda-kahvaltı konaklama.
Rehberlik Hizmetleri: Yol boyunca size eşlik edecek profesyonel Türkçe rehberlik ve bölgenin ruhunu yansıtan yerel rehberlik hizmeti.
Sıfır Sürpriz Politikası: Programdaki tüm şehir ve kültür turları fiyata dahildir.
Tam Kapsam: Şehir giriş vergileri, konaklama ve turist vergileri ile tüm otopark, otoban ve check-point ücretleri paketimize dahildir.
Güvence: Yerel otobüs hizmetleri ve Mesleki Sorumluluk Sigortası ile güvenli seyahat.
SEYAHAT SAĞLIK SİGORTASI: 0-64 Yaş Arası 20€ / 65 Yaş Üzeri 30€ *Tur esnasında gerçekleşen ani ve beklenmedik rahatsızlıkların yurtdışında tedavisini kapsar. (Tedavi amacıyla ülkeye dönüş masraflarını karşılamaz.) **Tura 5 gün kalaya kadar ekletilebilir.
Pasaport ve Vize Sorumluluğu: Katılımcıların, tur programında belirtilen ülkelere giriş şartlarına uygun, geçerlilik süresi yeterli bir pasaporta ve gerekli vizelere sahip olması kendi sorumluluğundadır.
Döviz Kullanımı: Seyahat edilecek ülkelerin yerel para birimlerinin veya geçerli genel para birimlerinin (Euro/Dolar) yanınızda bulundurulması tavsiye edilir.
Kahvaltı Kültürü: Yurtdışı turlarında kahvaltı konsepti Türkiye’den farklılık gösterebilir. Konaklama tesislerinde, gidilen ülkenin yerel mutfak kültürüne uygun kahvaltı servis edileceği unutulmamalıdır.
Sınır Geçişleri: Gümrük ve sınır kapılarında yaşanabilecek yoğunluk veya bekleme sürelerinden kaynaklı gecikmelerden Güventur sorumlu tutulamaz.
Batum Geçiş Şartı: Gürcistan (Batum) geçişlerinde, bebek ve çocuklar dahil olmak üzere tüm katılımcıların kimlik kartlarının fotoğraflı olması yasal bir zorunluluğudur.
Ekstra Turlar: Program dışı ekstra turların gerçekleşmesi için en az 20 kişilik katılım şartı aranmaktadır. Yeterli sayıya ulaşılamadığı takdirde tur düzenlenmeyebilir.
Araç Donanımı: Turlarımızda modern ve konforlu araçlar kullanılmaktadır. Ancak araç içi TV ve Wi-Fi gibi hizmetler standart donanım olmayıp, teknik sebeplerle her araçta garanti edilmez.
Sağlık ve Mücbir Sebepler: Pandemi (Covid-19 vb.) veya benzeri olağanüstü durumlar nedeniyle ülkelerin giriş kurallarında yapacağı değişikliklerden veya oluşabilecek aksaklıklardan Güventur sorumlu değildir.
Vize Aracılık Hizmeti: Güventur, yolcu ile konsolosluk arasında sadece bir aracıdır. Konsolosluğun vize vermemesi, vize süresinin yetersizliği veya vizenin yetişmemesi durumlarında acentemizin herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.
İade Koşulları: Vize başvurusu reddedilen katılımcıların vize ücreti, sigorta bedeli ve tur ödemesinin iadesi yapılmamaktadır.
Sözleşme Onayı: Tüm katılımcılar bu şartları okumuş ve kabul etmiş sayılır. İşbu maddeler, Paket Tur Yönetmeliği kapsamındaki hizmet sözleşmesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Web sitesindeki güncellemelerin takibi tüketicinin yükümlülüğündedir.